1299-1453 Dönemi
Bilindiği üzere Türkler, Orta Asya'dan
Anadolu'ya gelerek Söğüt ve Domaniç bölgelerine yerleşmiş ve bir beylik
kurmuşlardır. Kuruluş döneminde toprakları çok az olan Osmanlı Beyliği'nin
yönetim teşkilatı da ona göre kurulmuştur. Devletin başında bulunan bey, hem
askeri hem mülki gücü şahsında toplamış, tayin etmiş olduğu komutanlar ve
kadılarla ülkesini yönetmiştir.
Osman Bey Karahisarı ele geçirdiği zaman,
kentin yönetimini oğlu Orhan Bey'e vermiş ve onun yanına arkadaşı olan Gündüz
Alp'i de Subaşı olarak tayin etmiştir. Bu kişi bugünkü anlamda ilk Polis
Amiridir. Subaşılar barış döneminde savaş için gerekli olan askerleri disipline
etmek ve eğitmekle birlikte, kentin dirlik ve düzenini de sağlamışlardır. Savaş
zamanında ise yetiştirdikleri kıtalara komuta etmişlerdir.
Anlaşılacağı üzere eski Türklerde olduğu
gibi Osmanlı Türklerinde de Polis Teşkilatı, Askeri Teşkilat kadrosu içinde yer
almış, askeri amirler aynı zamanda Polis Amiri olarak da görev yapmışlardır.
Devlet ve ordu teşkilatı zamanla büyümüş devletin başında mutlak bir kudrete
sahip ve en büyük adli, askeri ve mülki amir olan padişahlar yer almışlardır.
Padişahlar bütün yönetsel, askeri ve bunlarla birlikte ülkede kamu düzen ve
güvenliğinin sağlanması işlerini, devlet ricali ve halk karşısında kendilerini
temsil eden sadrazamlar vasıtasıyla yürütmüşlerdir. Bu nedenle sadrazamlar,
bütün Polis Teşkilatının görevlerini başarmak için özel memurlar, tebdil
çuhadarları kullanmışlardır.
Sadrazamın yanında yer alan subaşılar,
yasakçı adı verilen askerlerle başkentin dirlik ve düzenini sağlamışlar, XIV.
asrın ortalarına doğru yasakçıların yanında, gece bekçiliği yapan ASESBAŞI'lar
oluşturulmuştur.
Fatih Sultan Mehmet'in 1453'te İstanbul'u
almasına kadar, Osmanlı Devlet Teşkilatında en büyük komutan veya askeri komutan
anlamına gelen subaşıların yönetimindeki askeri birlikler, dış güvenlik yanında
ve aynı zamanda iç güvenliğin sağlanmasıyla da görevlendirilmişlerdir.
İstanbul'un fethinden sonra, yeniçeri teşkilatı gelişmiş, askeri komutanlık
başka adlarla ifade edilmeye başlanılmış ve subaşılık yavaş yavaş sadece şehir
ve kasabaların dirlik ve düzenine ve hatta belediye imar işlerine bakan
kimselerin ünvanı olmuştur. Bu dönemde başkent dışındaki illeri yöneten
Beylerbeyi ve sancakları yöneten Sancak Beyleri emirleri altındaki askerlerle
bulundukları bölgelerin kamu düzeni ve güvenliğini sağlamışlardır.
1453 - 1826 Dönemi
Yeniçeri teşkilatının gelişerek genişlemesi
üzerine İstanbul'un düzen ve güvenliğinin sağlanması işleri başta Yeniçeri olmak
üzere Bostancı, Cebeci, Topçu gibi askeri ocaklar ile Kaptan-ı Derya askerlerine
intikal etmiş ve İstanbul, Yeniçeri Ağası, Bostancıbaşı, Cebecibaşı, Topçubaşı
ve Kaptanpaşa arasında bölgelere ayrılmıştır.
Emniyet makamları; Sadrazam, Yeniçeri ağası,
Falakacı, Cebecibaşı ve Cebeciler, Kaptanpaşa, Topçubaşı ve Topçular,
Bostancıbaşılar, Kadı ve Böcekcibaşından oluşmuştur. En büyük sorumlu olan
Yeniçeri Ağası, suç işleyenleri Falakacılara dövdürmüş ve hapsettirmiştir.
Falakacılar, Yeniçeri Ağasının emri altında, falaka taşıyan acemi oğlanlardan
oluşmuştur.
Cebecibaşı ve Cebeciler; Ayasofya, Kocapaşa
ve Ahırkapı taraflarının, Kaptanpaşa; Kasımpaşa ve Galata semtinin, Topçubaşı ve
Topçular; Tophane semti ile Beyoğlu'nun, Bostancıbaşı ve Bostancılar; Üsküdür,
Eyüp, Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy, Adalar ve Kağıthane, Boğaziçi, Kadıköy,
Adalar ve Ayastebanos'un, kamu düzen ve güvenliğini sağlamışlardır.
Böcekçibaşılar ise, suçluları izleme ve yakalama işleriyle uğraşmışlardır.
Ayrıca Başkent'de sadrazamın, illerde de valilerin emrinde "Baştebdil" adı
verilen İstihbarat Şefi çalışmıştır. Bu dönemde "Kadı"lar da polis görevi
yapmaya devam etmiş, Sadrazam ve Yeniçeri Ağası'ndan sonra, Adli, İdari ve Yerel
Yönetim işleri yanında, İstanbul, Galata, Üsküdar ve Eyüp Kadılıkları, polisiyle
işleri, özellikle ahlak zabıtasına ait işlerin yürütülmesinde polis amiri olarak
görev yapmışlardır.
Taşrada ise, Kapıkulu ve Eyalet Askerleri iç
düzen ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu tutulmuş, şehir ve kasabalarda
Kollukçular, Yasakçılar, Bekçiler, Edirne Şehri ve çevresinde Bostancı Ocağı,
Halep ve çevresinde Çöl Beyleri polis hizmeti görmüşlerdir.
Osmanlı İmparatorluğunun gerilemeye ve
yönetiminin çözülmeye başlamasıyla birlikte kamu güvenliğini sağlamakta görevli
Yeniçeriler, meyhanelerde sarhoş olup, halka saldırmaya, kadın hamamlarını
basmaya başlamış, emniyet ve asayişten sorumlu olanların kendileri emniyet ve
asayişi bozmuşlardır.
Keza, iç güvenliğin bozulmasında bu işlerle
görevli memurlar büyük rol oynamışlardır. İmparatorluğun diğer kurumları gibi,
gerileme dönemlerinin koşulları altında, son derece bozulmuş olması ve devletin
başına bela kesilmesi yüzünden Yeniçeri Ocağı 18 Haziran 1826 tarihinde padişah
II. Mahmut tarafından ortadan kaldırılmıştır.
1826 - 1845 Dönemi
Yeniçeri Ocağının 1826 yılında
kaldırılmasından sonra, İstanbul'da Asakiri Muntazama-i Hassa (Asakir-i Mansure-i
Muhammediye) isimli ve polisiye hizmetleri de yapmak üzere yeni bir Askeri
teşkilat kurulmuş, Serasker denilen bu teşkilatın komutanı, iç güvenliğin
sağlanmasına ait Yeniçeri Ağası'nın yetkilerine sahip olmuştur. Böylece
Yeniçeriler ve Yeniçeri Ağası yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ve Serasker
geçmistir.
1826 yılında çıkarılan İhtisap Ağalığı
Nizamnamesi ile, bir İhtisap Nezareti kurulmuş ve bu nezarette çalışanlar,
kolgezmez ve güvenlik hizmetlerini yürütmekle görevlendirilmişlerdir. 1834
yılında, Anadolu ve Rumeli'nin bazı eyaletlerinde Asakir-i Redife adıyla bir
askeri teşkilat kurulmuş ve bu teşkilatın Serasker denilen komutanı keza
Yeniçeri Ağasının İç Güvenlik konusundaki yetkilerine sahip olmuştur.
Bu dönemde, gerek başkent İstanbul'da ve
kısımlarında, gerekse taşrada, polis hizmetleri birbirinden farklı örgütler,
örneğin İstanbul'da İhtisap Nezareti ve eyaletlerde Sipahiler tarafından
yürütülmüş, kuvvetlerin emir ve komutasında birlik ve bütünlük sağlanamamıştır.
Bu karışıklık 1845 yılına kadar sürmüş, yurdun her tarafı için aynı yapıda ve
fonksiyonel bir polis teşkilatı kurulamamıştır.
1845 - 1879 Dönemi (Polis Teşkilatinin
Kurulusu)
Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra
gerek Osmanlı başkentinde ve gerekse illerde iç güvenlik hizmetlerinin eskisiyle
kıyaslanmıyacak ölçüde gelişmesine rağmen güvenlik hizmetlerinin birçok makam ve
kişilere bağlı olarak yürütülmesi uygulaması sürmüştür. Örgütlenme açısından ve
uygulamadaki bu karışıklığı ortadan kaldırmak amacıyla 10 Nisan 1845'de (12 REBİ
- ÜL EVVEL 1261) İstanbul'da "POLİS" adıyla bir teşkilat kurulmuş, yeni kurulan
polis teşkilatının görevleri yine aynı tarihte yayınlanan Polis Nizamnamesinde
belirtilmiş ve bu durum yabancı elçiliklere de bir yazıyla duyurulmuştur.
Bugüne değin kaynağının ne olduğu bilinmeyen
1845 tarihli Polis Nizamnamesinin kaynağının 12 Messidor an VII (1 Temmuz 1800)
tarihli "PARİS EMNİYET MÜDÜRÜNÜN GÖREVLERİNİ DÜZENLEYEN KARARNAME" adlı metin
temel alınarak hazırlandığı belirtilmiştir.
Yapılan araştırma ve incelemeleri gerçekten
de 1845 tarihli Polis Nizamnamesi'nin kendisinden yarım yüzyıl kadar önce
çıkarılan "Paris Emniyet Müdürü'nün Görevlerini Düzenleyen Kararname" ile madde
madde karşılaştırılması sonucunda kaynağının bu metin olduğunu ortaya
koymaktadır.
"Polis" adıyla ilk kez kurulan teşkilata ve
yabancı elçiliklere de duyurulan 17 maddelik Polis Nizamnamesi ile getirilen
yeniliklere rağmen karışıklıklar tümüyle ortadan kaldırılamamış, Başkentte polis
hizmeti Yeniçeri Ağası yerine geçen Serasker, İhtisap Ağası ve Polis adını
taşıyan bir teşkilat tarafından yürütülmeye başlanmıştır. Taşrada polis hizmeti
ise, sipahiler ve İstanbul'da olduğu gibi memleketin birçok illerinde kurulan
Asakir-i Mansure Alaylarına verilmiştir.
1846 yılında yayımlanan bir genelge ile
polis hizmetlerinin serasker tarafından yönetilmesinin askerlerin asıl
görevlerini aksattığı belirtilerek yalnızca polis hizmetlerini yürütmek üzere ve
seraskerlikten bağımsız olarak "Zaptiye Müdürlüğü, Zaptiye Müdür Yardımcılığı"
ve polisle ilgili yasaları hazırlamak için, "Zaptiye Meclisi" kurulmuştur. Kısa
bir süre sonra da bu meclis kaldırılmış ve yerine "Divan-ı Zaptiye" ve "Meclis-i
Tahkik" kurulmuştur. Böylece hem İstanbul hem de illerin güvenlik işleri Zaptiye
Müşiriyetince yürütülmüş ve bu makam, teftiş memurlarıyla ikinci defa olarak
1867 de kurulmaya girişilen polis teşkilatının bağlı olduğu tek yer olmuştur. Bu
Tevhidi Zabıta Dönemi 1879 yılına kadar devam etmiştir. Bu yılda Zaptiye
Müşiriyeti kaldırılmış ve yerine görevi sadece polis işlerini kapsayan Zaptiye
Nezareti kurulmuş, Polis ve Jandarma bir daha birleşmemek üzere ayrılmışlardır.
1879 - 1908 Dönemi
1876 yılında Tanzimat ve Islahat hareketleri
çerçevesinde Avrupa'daki örneklere göre bir polis teşkilatı kurulmasına birinci
meşrutiyetin ilanından sonra oluşan hükümet programında yer verilmiş ve 1879 da
Zaptiye Nezareti kurulmuştur.
Başlangıçta İstanbul ve çevresinde
teşkilatlanarak güvenlik işlerini yürüten zaptiye nezareti daha sonra ülke
çapında kuruluşları bu nezaret tarafından tek merkezden yönetilmiştir. Bugünkü
Emniyet Genel Müdürlüğünün görev ve yetkilerini yürütmüş olan Zaptiye Nezareti
1909 da kaldırılmıştır.
1845 yılında kurulan polis teşkilatı 1867 ve
1879 dan sonra da 1881 - 1886 - 1898 ve 1907 yıllarında yapılan düzenlemelerle
sürekli gelişmiş ve genişlemiştir. Bu dönemde; 1881'de İstanbul'da düzen ve
güvenliği sağlıyan Asakir-I Zaptiye teşkilatı kaldırılmış ve yerine Polis
Teşkilatı kurulmuştur. Bu merkez kuruluşu İstanbul, Üsküdar, Beyoğlu Polis
Müdürlükleri ve Beşiktaş Polis Memurluğu olarak, dört polis dairesi de
merkezlere bölünmüştür. Her polis dairesi bir polis müdürü ile bir başkan ve iki
üyeden oluşan bir polis meclisi ve her merkez bir serkomiser tarafından
yönetilmiştir. Zamanla, polis meclisinin üye ve her daireye bağlı
serkomiserlerinin sayısı çoğalmıştır. 1886 yılından sonra, İstanbul polis
müdürlüğü dışındaki diğer müdürlüklere mutasarrıflık adı verilmiş ve polis
müdürüne de mutasarrıf denilmiştir. Aynı yılda ve ayrıca, zaptiye nezaretine
bağlı bir baştabibin başkanlığında da bir sağlık dairesi, 1898 yılında da
İstanbul'da bir sivil polis teşkilatı kurulmuştur.
Taşra teşkilatı, başlangıçta 15 ilde
kurulmuş ve her il polis dairesinin başına bir serkomiser verilmiştir. Zaptiye
nezaretinin sonu olan 1909 yılına doğru illerin çoğunda polis teşkilatı
kurulmuş, bazılarını polis müdürü bazılarını da serkomiserler yönetmişlerdir.
1881 yılında fiilen kurulmuş olan Polis Teşkilatı'nın görev ve yetkilerini
belirleyen ilk hukuksal metin 6 Aralık 1896 da yayınlanmıştır.
Bundan sonra 19 Nisan 1907 tarihinde ilk
Polis Nizamnamesi yayınlanmıştır. Polis örgütünün ihtiyaçlarını her bakımdan
yeterli bir biçimde karşılayan ve 167 maddeden oluşan bu nizamnamenin en
belirgin özelliği, içerdiği hükümlerin yabancı etkiler altında kalınmadan
hazırlanmasıdır. Daha önce, gerek tanzimat ve gerekse Abdülhamit döneminde
yayınlanmış olan metinlerin çoğu, yabancıları tatmin etmek için, yabancı
devletlerin yasalarından aktarılmış hükümleri kapsamaktaydı. Bu nizamnamenin
ikinci belirgin özelliği uzun süre başarı ile uygulanmış olmasıdır.
Sözkonusu nizamnane, polisin idari, adli,
siyasi görevlerini, merkez ve taşra kuruluşlarını hiyerarşi, polisin Asakir-i
Nizamiye ve jandarma ile ilişkileri, polisin yetkileri, izinde iken polisin
görev ve yetkileri, polis müfettişlerinin görevleri, polis meclisinin görevleri,
polisin seçim ve tayin usulü, polisin cezalandırılması, yargılanması, polisin
ödenekleri ve benzeri hususları kapsamaktaydı.
Aynı nizamnameye göre polisler, serkomiser,
ikinci komiser, üçüncü komiser, komiser muavini ve polis memuru olmak üzere 5
sınıfa ayrılmaktaydı.
1908 - 1918 Dönemi
1908 yılında II nci Meşrutiyetin ilanı
üzerine Fransız ve Alman Polis Teşkilatları esas alınarak Polis Teşkilatının
yeniden organize edilmesi kararlaştırılmış ve 22 Temmuz 1909 yılında çıkarılan
"İstanbul Vilayeti ve Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına Dair Kanun" ile 31
Mart ayından sonra artık yaşaması imkansız olan Zaptiye Nezareti kaldırılarak,
yerine Dahiliye Nezaretine bağlı ve memlekete şamil polis işlerinin
yürütülmesiyle görevli "Emniyet Umumiye Müdürlüğü" ve İstanbul Vilayetine bağlı
bir polis müdüriyeti kurulmuştur.
Emniyeti Umumiye Müdüriyeti, 1913 yılına
kadar polis işlerini 1907 de çıkarılan polis nizamnamesi hükümlerine göre
yürütmüş ve hükümleri İstanbul dahil tüm ülke sathında uygulanmıştır.
9 Aralık 1913 tarihinde, Dahiliye Nezareti
Teşkilat Nizamnamesi çıkarılmış ve bu Nizamnamede Emniyeti Umumiye Müdüriyetinin
görevi "Memleketin Emniyet ve İnzibatına taalluk eden her türlü umum ve
muamelatı takip ve o babtaki muhaberatı idare ve polis teşilat ve polis
mekteplerini idare etmek" olarak belirlenmiştir. Görevleri bu nizamname ile
bilerlenen Emniyeti Umumiye Müdürlüğü, Ankara'da milli hükümet Emniyeti
Umumiyesi kurulana kadar Dahiliye Nezaretine bağlı olarak hizmet görmüştür.
1913 tarihli Nizamname ile Dahiliye
Nezaretine bağlanan Emniyeti Umumiye Müdürlüğü, başlangıçta emniyet, memurin ve
levazım, muhasebe ve tahribat şubelerinden oluşmuştur. Daha sonraki tarihlerde
bunlara, Heyet-i İstihbariye, polis müfettişliği, siyasi ve idari kısımlara
bakan iki umum müdür muavini eklenmiştir. Bu kısımlardan siyası kısım bir müdür
yönetiminde 6 şube ile umumi ve hususi kalemden, her şubenin kadrosu ise bir
müdür, iki yardımcı ve gerektiği kadar memurdan oluşmuştur.
İdari kısım, muhasebe, memurin ve polis
mecmua müdürlükleri, ile evrak ve levazım memurlukları, memurin ve mustahdemini
müteferrikadan meydana gelmiştir. 1915 yılı başlangıcında bu teşkilat yeniden
genişletilerek seyrüsefer, Ecanip, Takibat-ı Adliye Müdürlükleri kurulmuştur.
Ayrıca aynı yıl içinde doğrudan Dahiliye Nezaretine bağlı Emniyet Müdürlükleri
kurulmuş ve bunlar hudut kapılarıyla demiryolu durak yerlerinde görev
yapmışlardır. Yolcu trenlerinde görevli olan gezici polis ve komiserler, Emniyet
Müfettişlerine bağlı olarak çalışmışlardır.
Mondros Mütarekesi sonucunda Emniyeti
Umumiye Müdürlüğü Teşkilatı, Emniyeti Umumiye Müdürü, Emniyeti Umumiye Müdür
Muavini, Asayiş Seyrüsefer, Ecanip Şubeleriyle, Kalem-i Umumi, Kalem-i Hususi
Müdüriyetleri, muhasebe, memurin, levazım, polis mecmuası, evrak müdüriyetleri,
memurin ve müstahdemini müteferrikadan oluşmuş bulunmaktaydı. 1911 yılında
çıkarılan bir kanunla 1909 yılında yürürlüğe konulan İstanbul Vilayeti ve
Emniyeti Umumiye Müdüriyeti Teşkilatına dair kanunun dört ve beşinci maddeleri
değiştirilmiş, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti ile İstanbul Valiliği arasında çıkan
sürtüşmeler sebebiyle, başkentin polis hizmetlerine ilişkin işleri Emniyeti
Umumiye Müdürlüğünden alınmış ve doğrudan Dahiliye Nezaretine bağlı olarak
oluşturulan İstanbul Polis Umum Müdürlüğüne verilmiştir. Vilayetin Polis
Teşkilatları ve Polis Müdürlükleri ise, eskisi gibi valilerin ve bağımsız
mutasarrıfların yönetimleri altında Emniyeti Umumiye Müdüriyetine bağlı
bırakılmıştır. Böylece kurulmuş olan İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi, kentin
polis hizmetlerini, 24 Şubat 1923 de kaldırıp yerine İstanbul Polis Müdürlüğü
kuruluncaya kadar yürütmüştür.
İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesinin
mütareke dönemindeki teşkilatı; Bir Umum Müdür ve Umum Müdür Muavini, Teftis
Heyeti Reisi, Tahrirat Müdürlüğü, Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü Şube
Müdürlükleri, Muhasebe Memurluğu, Heyet-i Sıhhiye, Polis Hastanesi'nden
olusmustur. Böylece Milli Hükümetin kurulmasına kadar, ülkenin iç güvenliğine
ilişkin işler, Umum Jandarma Komutanlığı, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti ve
İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi olmak üzere üç teşkilat tarafından
yürütülmüştür.
21 Mayıs 1913 tarihli Polis Nizamnamesi, II
nci Meşrutiyet devrinin koşullarına ve zamanın ihtiyaçlarına göre hazırlanmış ve
bu Nizamname ile polisin örgütlenmesi, görev ve yetkileri, personelin
dereceleri, sınıfları, mesleğe giriş, yükselme ve diğer tüm özlük işleri,
soruşturma, yargılama, istifa, tayin, izin cezalandırma işleri, levazım işleri,
polis karakolları ve görevleri, polisin kıyafeti ve davranış biçimleri yeniden
düzenlenmiştir. Bu Nizamnamede polis, piyade, süvari ve sivil olmak üzere üç
sınıfa ayrılmış, meslek dereceleri, sıralaması, polis adaylığı, polis memurluğu,
komiser muavinliği, komiserlik, merkez memurluğu, polis müdürlüğü kısmı, adli ve
idari riyaset ve müdüriyetleri emniyet müdürlüğü, Emniyet Umumiye Müdürlüğü,
İstanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi Müdürlüğü, İstanbul Polis Müdüriyeti
Umumiyesi olarak düzenlenmiştir. Başkent Polis Teşkilatı diğer illerden ayrı
düşünülmüş, illerde polis müdürlüğü kurulacağı Liva ve Kazalarda birer amirin
yönetiminde yeteri kadar polis bulunduracağı belirtilmiş, polis mesleğine alınma
ve yükselme şartları aydınlatılarak polisin değişik hizmet yerlerinde görev ve
yetkileri tam olarak belirtilmiştir.
(30 Ekim 1918-29 Ekim 1923)
Mondros Mütarekesinin yapıldığı 1918
tarihinden, Mili Polis Teşkilatının kurulduğu 24 haziran 1920 tarihine kadar,
bütün yurtta Osmanlı Devletinin Polisi olarak hizmet etmiştir. 24 haziran 1920
tarihinden, Istanbul Polis Müdüriyeti Umumiyesi’nin kaldırıldığı 24 şubat 1923
tarihine kadar geçen sürede ise polis teşkilatı ikilemiş, birisi merkezi
Istanbul’da ve Osmanlı Devletine tabi olarak Kurtuluş Savaşı boyunca ve gittikçe
daralmışolan bir bölgede ve yalnızca Istanbul’da, diğeri ise, merkezi Ankara’da
hızla genişlemiş olan bir bölgede, Istanbul hariç Misa-ı Milli ile çizilen
sınırlar içinde faaliyet göstermiştir. Istanbul’da Osmanlı Polis Teşkilatı,
padişah ve onun hükümetinin emrinde, işgalci düşman kuvvetlerinin baskı ve
istekleri doğrultusunda çalıştırılmaya zorlanmıştır. Milli Polis Teşkilatı ise,
bir yandan anayurdu işgal eden düşman devletlere, diğer yandan düşmanlarla
işbirliği yapan padişah ve hükümetine, bundan başka ayaklanarak yurdun iç
güvenliğini bozan yerli işbirlikçilere ve bağımsız devlet kurma hayali peşinde
koşan ve bu uğurda akla sığmayacak çılgınlıklar yapan Ermeni ve Rum azınlıklara
karşı mücadele edilmiştir.
Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devletine
bırakılan topraklar üzerinde, 15 vilayet 35 bağlı Liva ve 17 bağımsız Liva
kalmıştır. Merkezi Yönetim; Vilayet Liva, Vilayetlere bağlı Livalar ve doğrudan
Dahiliye Nezaretine bağlı bağımsız Livalar, Kaza, Nahiye ve köylerden
oluşmuştur.
Bu yıllardaki vilayetler ve bağımsız
livaların nüfusunu kesin olarak saptamak mümkün olmamıştır. Ancak Devlet
Istatistik Enstitüsünce 14 Nisan 1919 tarihli Hükümet tahminleri ve diğer
veriler değerlendirilerek nüfuslar belirlenmiştir.
Işgal altında bulunan bölgelerde ihtilaf
devletleri kendi askeri polis teşkilatını görevlendirmişler, mevcut Osmanlı
Polis Teşkilatında azınlıkları, ermeni ve rumları egemen kılmışlardır. Maddi ve
manevi baskı ve her türlü çıkar vaatlerine karşın yabancıların emellerine hizmet
etmeyecek yapıda olan bir kısım Türk Polislerini derhal azletmişler, memleket
dahilinde kalmaları tehlikeli görülen polisleri de MALTA’ya sürgüne
göndermişler, bunların yerine kendi amaçları doğrultusunda hizmet edecek
kimselere görev vermişlerdir. Ancak her gidenin yerine yeterince eleman
bulamadıkları için bir kısım polisler görevlerinde kalmış, bunlar ulusal
Kurtuluş Savaşının kazanılması için, işgalin her türlü bilgi ve yardımları
Ankara’ya ulaştırma yolunda fedakarca çalışmışlardır. Anadolu’dan verilen
direktifler çerçevesinde istenilen işleri başarmak amacıyla milli ve gizli
grupları oluşturmuşlar, bazı kişilerin ve mütarekeyi takiben esaretten dönen
Türk subaylarının Anadolu’ya kaçırılmasını, işgal altındaki depo ve ambarlardan
silah ve cephanelerin gizlice Anadolu’ya gönderilmesini sağlamışlardır. Keza bu
dönemde düşman devletler casus örgütlerini Kurtuluş Savaşını sabote etmek için
ülkemize göndermişler. Türk Polisi bunların gizli amaçlarını hareketlerinden
önce öğrenmiş, haklarında her türlü bilgiyi fotoğraflarıyla birlikte Anadolu’ya
ulaştırmış ve böylece Milli Mücadeleyi kundaklamaya gidenlerin emellerini
gerçekleştirmeden yakalanmalarını sağlamışlardır.
Türk Polisi, işgal altında bulunan
bölgelerde emniyet ve asayişin korunması ve suç faillerinin meydana
çıkarılmasında da başarılı çalışmalar yapmışlardır.
Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı
günlerde Samsun’da bir ingiliz yüzbaşının emrinde işgal kuvvetleri bulunuyor,
kentin sokakların da dişinden tırnağına dek silahlı Pontus’cu Rum çeteleri
dolaşıyor ve bunlara hiç kimse birşey yapamıyordu.
Sivas Knngresinde işgal edilmiş bölgelerde
milli direnişin örgütlenmesi ve bölgelerin işgalden kurtulması için önlemler
alınmıştır. Kongre Fransız ve Ingilizlerin Diyarbakır, Halep ve Suriye’deki
ermenilerin bölgeye göçlerini sağlayarak müslüman halkı göçe zorlayarak,ermeni
çoğunluğu gerçekleştirmek ve bir ermeni devleti kurmak planı izlediklerini
saptamış, Güneydoğu Anadolu’nun kurtarılması için özellikle Maraş ve Antep
bölgesine şu direktifi vermiştir.
- Göç yasaktır.
- Arazi ve emlak ancak Türk’lere satılacaktır, yabancılarla hristiyanların
arazi sahibi olmasına meydan verilmeyecektir.
- Milli amaçlar uğruna, herkes mal ve beden açısından görevli
tutulacaktır.
- Jandarma ve poliste Türklerin kullanılması sağlanacaktır.
Görüldüğü üzere, işgal altındaki bölgelerde
dahi polis teşkilatının Türklerden oluşturulmasına önem verilmiş ve özen
gösterilmiş, düşman işgalinden kurtarılmış olan bölgelerde ise sivil yönetimle
birlikte polis teşkilatı da yeniden düzenlenmiştir.
Bazı illerde polisler, Damat Ferit Paşa
hükümetini tanımadıklarını ve Kuvayi Milliye emrine girdiklerini açıkca ilan
etmişlerdir. Büyük Millet Meclisinin 2.6.1920 tarih ve ikinci celsesinde okunan
Kastamonu Valisi Cemal Bey’in Zonguldak Polislerinin Kuvayi Milliye emrine
girerek Ferit Paşa hükümetini tanımadıklarına dair telgrafı bunun en güzel
kanıtıdır.
“Dahiliye Vekaletine,
Zonguldak’a talimat-ı mahsusa ile gönderilen
Şevket Turgut Bey’den şimdi alınan telgrafnameye nazaran Zonguldak’ta
Istanbul’dan gelen bilimum polisler ve memurini saire, Kuvayi Milliye emrine
giderek, Ferit Paşa hükümetini tanımadıklarını, Mutasarrıf vekili Kadri Bey’e
tebliğ ettikleri gibi Kuvayi Milliye aleyhtarlarından Mal Müdürü Mevlüt Lütfü ve
Istanbul’dan gelen Inzibat Zabiti Jandarma Bölük Kumandanı Yüzbaşı Cemil
Efendi’ler tevkif edilerek Mahfuzan Devrek’e izan kılınmış ve mutasarrıf ve
refakatında bulunan Mülkiye Müfettişleri, kısa bir müzakereden sonra istifa
eylemiş tarafımızdan mukaddeme mutasarrıf vekaletine tayin kılınan Cevdet Bey
mutasarraflık umuruna vaziyet eylemiştir.”
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet
Meclisi kurulmuş ve bu meclisin 2 mayıs tarihli oturumunda hükümet teşkili ile
ilgili “Büyük Millet Meclisi Icra Vekillerinin Suret-i Intihabına Dair” 3 nolu
Kanun’u kabul etmiştir. Bu kanunun birinci maddesine göre “şerefiye ve evkaf,
suhiye Muaveneti içtimaiye, iktisat (ticaret,sanayi,ziraat,orman,maden) maarif,
adliye, mezahip, maliye ve rüsumat, defteri hakani, nafia, dahiliye, (emniyeti
umumiye posta ve telgraf) müdafaai milliye, hariciye, erkanı harbiye-i umumiye
işlerini görmek üzere 11 zattan mürekkep icra vekilleri heyeti” kurulmuştur.
Milli Hükümetin 9 mayısta açıkladığı
programında iç güvenlikle ilgili olarak aşağıdaki ifade yeralmıştır.
“İç siyasetimizde bütün çalışmalarımızın
hedefi, milletin birlik ve dayanışmasının korunması ile genel güvenliğin
kurularak asayişin her yerde teminidir...”
24 Haziran 1920 de Milli Hükümetin Emniyeti
Umumiye Müdürlüğü kurulmuş, 1 genel müdür, 1 genel müdür yardımcısı ile emniyet,
seyrisefer, memurin şubelerinden ve 6 kişilik Teftiş Kurulundan oluşan küçük bir
kadro ile çalışmaya başlamıştır.
Milli mücadele sırasında polis kadrosu
oldukça düşmüş ve bu nedenle 1922 tarih ve 1379 sayılı Bakanlar Kurulu kararı
ile, kadroda mürettep üyelerin noksanlığından dolayı polis divanının kurulması
mümkün olmayan vilayet ve müstakil livalardan, divan kurulmasına lüzum hasıl
oluncaya kadar polislerle ilgili soruşturma ve cezaların polis teşkilatının
amiri tarafından ifa ve o yerin en büyük mülkiye memuru tarafından tasdik
olunması, en büyük polis amirinin cezalandırmayı gerektiren bir hali görüldüğü
takdirde, soruşturmanın en büyük mülkiye memuru tarafından yaptırılması ve onun
vereceği kararın Emniyet Umumiye Müdürlüğünce onaylanmasından sonra uygulanması
kabul olunmuştur.
Kurtuluş Savaşı başarıldıktan sonra
Istabul’u da yönetimi altına alan milli hükümet Osmanlı Devletinin Emniyeti
Umumiye Müdüriyetini, Istanbul Polis Müdürlüğü haline dönüştürmüştür. Böylece
Mondros Mütarekesi ve Kurtuluş Savaşı koşullarının Anadolu’da ortaya çıkardığı
ikili polis sistemi, (bir yanda Istanbul’da Osmanlı Hükümetine bağlı, diğer
yanda Milli Hükümetin oluşturduğu yeni Polis teşkilatı) teke indirgenmiş ve
bütünlük sağlanmıştır. Ankara’da Milli Hükümetin Emniye-i Umumiyesi Erzurum
Milletvekili Durak Bey tarafından 1920 de teşkilatlandırılmaya başlanmış, aynı
yıl içinde A.Naci Bey’ler, 1923 yılında Halit Bey Emniyet Genel Müdürlüğü
yapmışlardır.
29 Ekim 1923 te Cumhuriyet ilan edilirken
yeni Türkiye Cumhuriyeti zayıf bir polis teşkilatı devralmıştır.
Cumhuriyet yönetimi, Il polis teşkilatlarını
da merkez teşkilatı gibi pek zayıf durumda bulmuştur.
Istanbul, Izmir, Edirne, Bursa, Balıkesir ve
Manisa gibi büyük iller 1922 yılına kadar işgal altında kalmış ve bu nedenle
kadroları yetersiz durumda bırakılmıştır. 1923 yılında Ankara, Antalya, Adana,
Samsun, Trabzon, Konya, Kastamonu, Sivas, Erzurum, Kars, Eskişehir, Elazığ,
Zonguldak ve Izmit illerinin polis teşkilatları başında 25-30 lira maaşlı birer
polis müdürü; Diyarbakır, Bitlis, Amasya, Tokat, Bolu, Afyonkarahisar, Malatya,
Yozgat, Sinop, Menteşe, Urfa, Kayseri, Gaziantep, Ertuğrul illeri polis
teşkilatlarının başında birer serkomser; Rize, Kütahya, Ordu, Gümüşhane, Niğde,
Aydın, Isparta, Silifke, Mardin, Kırşehir, Çorum, Denizle, Çankırı, Ardahan ve
Artvin polis teşkilatlarının başında birer ikinci komiser; Aksaray, Burdur,
Beyazıt, Sarat, Genç, Muş ve Van polis taşkilatlarının başında ise bir komiser
muavini yönetici olarak görev yapmıştır.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet, Ulu Önderimiz
Atatürk, silah arkadaşları ve ona inanan, bu uğurda mücadele eden tüm
vatandaşların eseridir. Kuşkusuz zafere inananlarda, inanmayanlarda olmuştur.